5 Şubat 2014 Çarşamba

MOOCs vs. Corporate Learning

Son dönemde yoğun olarak üzerinde tartışmalar yapılan MOOCs (Massive Open Online Courses); Kurumsal Öğrenme'ye nasıl etki edecek dersiniz?
Bu konuda açıkçası çok net uygulanmış örnekler bulamadığımı itiraf edeyim.
Ancak kesin olan bir konu var. Öğrenme hayatımızın her alanında devam ediyor. Çoğumuz; kişisel ve profesyonel gelişimimiz için önemli bir çok bilgiyi çalıştığımız yerin dışında da arıyor, buluyor ve öğreniyoruz. İşimizle ilgili spesifik konularda bile istediğimiz detay bilgileri çoğu zaman birden fazla MOOCs'a dahil olarak ediniyoruz. Tabi ki bu öğrendiklerimizden işimizle ilgili olanlar profesyonel kariyerimize olduğu kadar çalıştığımız kuruma da katkı sağlıyor.

Dolayısı ile bu açıdan bakıldığında; MOOCs Platformları ve Kurumsal Öğrenme Platformları'nın birbirine entegrasyonu ve öğrenme datalarının bu sistemler arasında (2'den fazla sistem de) transfer edilebilmesi gibi bir ihtiyaç net olarak görünüyor.
Mevcut standartlarda (SCORM) çok mümkün gibi görünmeyen bu entegrasyon konusunda şimdilik "Tin Can API" (Experience API ya da xAPI de denilebilir) (
http://tincanapi.com/) olarak görünüyor. "Learning Record Store" (LRS) olarak ifade edilen, Kurumsal LMS'ler tarafından erişilebilen ve kişisel öğrenme datalarının saklanabildiği yapılar doğrudan bu konudaki ihtiyacı gidermek için kurgulanmış diyebiliriz. 
http://www.upsidelearning.com/blog/index.php/2012/09/17/is-mooc-suitable-for-corporate-workplace-learning/

29 Haziran 2013 Cumartesi

Eğitimci gözüyle “Kurumlarda Sosyal Öğrenme Platformları”

Günümüzde gelişen teknoloji ve değişen ihtiyaçlar birçok alanda daha hızlı ve daha etkili araçlar ve yöntemler kullanılmasını, farklı alışkanlıklar edinilmesini zorunlu kılıyor. İletişim haberleşme ya da alışveriş konusunda teknolojinin hayatımıza getirdiği değişiklikleri incelediğimizde değişim ve gelişimin temelinde ihtiyaçlar ve bu ihtiyaçların en hızlı şekilde giderilmesi olduğunu görmekteyiz. Şüphesiz bu değişim ve gelişimden en fazla etkilenen alanlardan birisi de iş hayatı ve doğal olarak çalışanlar oluyor.

Çalışanlar, ihtiyaç duydukları 'en doğru' ve 'en anlaşılabilir' bilgiye 'en kısa' yoldan erişmeye çalışarak; bir yandan değişime ayak uydurmaya diğer yandan iş performanslarını yerine getirmeye/artırmaya çalışıyorlar. Bu noktada; ihtiyaç duyulan bilginin doğruluğu ve anlaşılabilir olması yani iş sonuçlarına dönüştürülebilir olması son derece önem kazanıyor. Bu sebepledir ki; yapılan birçok araştırmada "İş yerinde gerçekleşen öğrenmenin en fazla %20'sinin planlanmış eğitim aktivitelerinde gerçekleştiği kalan bölümünün ise iş başında ya da formal olmayan çeşitli ortamlarda diğer çalışanlarla (iş arkadaşları, yöneticiler ya da mentorlar) birlikte iken gerçekleştiği sonucuna varılmıştır. Kısacası; çalışanlar en doğru bilgiyi kendilerinden daha tecrübeli kişilere sormakta ve bu bilgiyi kolay anlamaktadırlar. Sosyal öğrenme olarak isimlendirilen ve formal olmayan öğrenme aktivitelerini kapsayan bu konu son zamanlarda birçok kurumda eğitimcilerin gündemini meşgul etmekte ve kurum çalışanlarının birbirleri ile iletişimini artıracak aynı zamanda kurumsal bilgi hafızasını oluşturabilecek çeşitli araçlar konusunda eğitimcileri arayışa sokmaktadır.

Sosyal Öğrenme Platformları olarak hayatımıza giren ve Eğitim Yönetim Sistemleri ile entegre çalışan dijital platformlar; kurumsal bilgi hafızası oluşturma ihtiyacını karşılayan ve kurum çalışanları arasında etkileşimi artırarak kurum içi sosyal öğrenmeyi artıran çözümler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Alışılagelmiş eğitim ve gelişim yöntemlerinden farklı olan sosyal öğrenme platformlarının kurum içerisinde lanse edilecek olması bazı soruları ve endişeleri de beraberinde getirmektedir. Tabi ki bu soru ve endişeler, teknolojinin getirdiği imkânlar karşısında büyük oranda cevaplanmış olsa da her yeni kavram gibi sosyal öğrenme kavramı da şimdilik faydasından çok zararlarının tartışılıp gündeme getirildiği bir kavram olmaktadır. Sosyal Öğrenme Platformları konusunda en fazla tartışılan konular incelendiğinde aslında teknolojinin birçok endişeyi giderebildiği ve hali hazırda yapılmış araştırmaların da insan faktörü ile ilgili sorulara cevap verdiği görülmektedir.

 1-   Sosyal Öğrenme Platformu’nda yapılan paylaşımlar nasıl kontrol edilecek?

Bu sorunun temelinde kurum çalışanlarının farklı konularda duygu düşünce ve deneyimlerini yazma serbestisi kazanacak olmasının getirdiği bir takım kaygılar olduğu görünmektedir. Bir platform üzerinden yazılan her şeyin kontrol edilmesi tabi ki mümkün değildir.

Konuya psikolojik olarak bakıldığında; ilk olarak kurum çalışanlarının kurum içerisinde herkes tarafından görülen bir alanda kurum kültürüne aykırı ya da olumsuz paylaşımlar yapmadığı görünmektedir. Nitekim kurum içerisinde kimlik bilgilerinin açık olduğu bir alanda çalışanların en az mail atarken olduğu kadar dikkatli olduklarını söylemek de mümkün.

İkinci olarak; sosyal ortamlarda insanların daha önceki gönderilere paralel gönderiler yaptıkları da bilinen bir diğer gerçektir. Yani; başlığı ne olursa olsun bir futbol karşılaşmasının tartışıldığı sayfaya giren diğer kullanıcılar da benzer paylaşımlar yapmaktadırlar. Bu noktada aslında kurumda sosyal öğrenme platformu lansmanı öncesinde yürütülecek süreç ve pilot çalışma oldukça önem kazanmaktadır. Lansman öncesinde platformun içerik olarak iyi hazırlanması belirli konularda platforma örnek olabilecek girişler yapılabilmesi ve en önemlisi kurum içi eğitmenlerin sosyal öğrenme sürecini sahiplenebilmesi oldukça önemli. Lansman sonrasında da aslında sosyal öğrenme platformunu sahiplenebilecek ve platformda bilgi üretilebilmesi için yönlendirme yapacak kişilerin iç eğitmenler olduğunu belirtebiliriz. Kontrol amaçlı olmasa da uzmanı oldukları alanlarda yapılan gönderileri takip etmeleri ve yönlendirebilmeleri orta ve uzun vadede kurumsal hafızanın oluşmasını büyük katkı sağlayacaktır.

Soruyu teknik olarak cevaplamadan önce internet ortamında birçok platformun kullanıcılara verdiği değerlendirme gücünden de bahsetmek gerekir. Platform kullanıcılarının yapılan paylaşımları beğenmesi/beğenmemesi ya da değerlidir gibi işaretleyebilmesi aslında sosyal öğrenme platformlarında da bir oto-kontrol mekanizmasının olabileceğini göstermektedir. Özet olarak; kuruma adapte edilecek sosyal platformun özellikleri iyi analiz edilmeli ve kendi içerisinde oto-kontrol mekanizmaları olan platformlar tercih edilmelidir.

2-   Çalışanlarımız aradığı bilgiyi nasıl bulacaklar?

Sosyal paylaşım platformları her ne kadar iletişim ve eğlence amaçlı kullanılan platformlar olarak görünse de; aslında birçok kullanıcı bu platformları bilgi edinmek amacıyla kullanmakta farklı konularda gündemi bu platformlardan takip etmektedirler. Sosyal Öğrenme Platformları’ nın paylaşım sitelerinden en temel farkı; kullanıcı merkezli ve bilgiye odaklı platformlar olmalarıdır. Gelişmiş sosyal öğrenme platformları çalışanların bilgiye erişimini hızlandıracak ve kolaylaştıracak birçok özellik sunmaktadır. Bilgiye kolay erişimde anahtar rol oynayan bu kritik özellikleri aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

·         Takip Sistemi: Çalışanlar, platform üzerindeki bilgi kaynağı olarak gördükleri kişi, grup ya da konuları takip edebilir, gelişmelerden anında haberdar olabilirler. 

·         İlgi Alanları: Çalışanlar kendileri ile ilgili olan konuları önceden belirleyebilir ve bu konularda yapılan paylaşımlardan haberdar olabilirler.

·         Haber Kaynağı: Çalışanlar sistemde kendileri ile ilgili olabilecek her türlü gelişmeyi haber kaynağı vasıtasıyla tek bir yerden toplu bir şekilde görebilir ve istedikleri detaylara erişebilirler.

·         Gelişmiş Arama Fonksiyonu: Genellikle anlık olarak ortaya çıkan ihtiyaçlar ile ilgili kullanıcılar, arama fonksiyonuna yazacakları anahtar kelimeler ile bilgiye erişebilirler. Gelişmiş arama fonksiyonu sayesinde listelenen sonuçlar bilginin türüne göre filtrelenerek arama daraltılabilir ve bu sayede kullanıcılar aradıkları doğru bilgiye daha hızlı erişebilirler.

3-   Çok fazla bilginin olduğu bir platformda doğru/kaliteli bilgi nasıl ayırt edilecek?

İnternette gündelik hayatımızda kullandığımız birçok platformda olduğu gibi kurumlarda Sosyal Öğrenme Platformlarında kullanıcılar tarafından üretilen bilgilerin doğruluğu ve kalitesi tartışmaya açık bir konudur. Tam da bu noktada gelişmiş bir sosyal öğrenme platformu bazı kritik özellikler sunmakta ve doğru bilginin diğerlerinden ayrışmasını sağlamaktadır. Yapılan paylaşımların sistemdeki diğer kullanıcılar tarafından beğenilmesi/beğenilmemesi ya da değerli olarak işaretlenebilmesi bu noktada önemli bir özellik olarak ön plana çıkmaktadır. Kısacası; bir konu ile ilgili yapılan paylaşımlardan bir ya da bir kaçı diğer kullanıcılar tarafından daha çok beğeniliyor ya da “değerlidir” olarak işaretlenmiş ise bu bilginin doğruluğuna dair göstergelerden birisidir. Aynı şekilde; doğru bilgiyi ayrıştırmanın bir diğer yöntemi de paylaşımı yapan kişinin sistemdeki statüsüdür diyebiliriz. Diğer kullanıcılar tarafından veya kurumsal konu uzmanları tarafından beğenilen, değerlidir olarak işaretlenen bilgiler ya da belli bir konuda uzman olmuş kullanıcılar tarafından yapılan paylaşımlar doğru ve kaliteli bilgi olarak ayrıştırılabilmektedir.

4-   Çalışanlarımızı bilgi ve tecrübelerini paylaşmak konusunda nasıl motive edeceğiz?

Bilgi ve tecrübelerin paylaşılması konusu aslında eğitimcilerin uzun yıllardır gündeminde olan ve üzerinde çok fazla araştırma ve incelemenin yapıldığı bir konu. Ancak günümüz şartlarında konuyu ele aldığımızda bu konuda insanların içsel bir motivasyonu olduğunu ve sosyal öğrenme platformlarının bu konuda kullanıcıları motive edici özellikler sunabildiklerini görmekteyiz. Abraham Maslow, 1943 yılında yayınladığı ihtiyaçlar hiyerarşisinde; “… İnsanların belirli kategorilerdeki ihtiyaçlarını karşılamalarıyla, kendi içlerinde bir hiyerarşi oluşturan daha 'üst ihtiyaçlar'ı tatmin etme arayışına girdiklerini… belirtmektedir. Maslow’un ifade ettiği “Saygınlık ve Takdir Edilme” ihtiyacı insanların belli platformlarda bilgi ve birikimlerini paylaşmalarını bir ihtiyaç olarak ifade etse de insanları bu konuda motive edecek sistemsel özelliklerin olması gerekmektedir. Sosyal Öğrenme Platformları kullanıcıların birbirinden öğrenmelerini desteklemenin yanında öğrenmeyi eğlenceli bir hale de getirebilmektedirler. Kullanıcıların sistemde yaptıkları paylaşımlardan rozetler ve puanlar kazanabilmeleri hem kaliteli bilgi üretimi hem de bilgi ve tecrübelerin paylaşılması konusunda kullanıcılara motivasyon sağlanması açısından önemli özellikler olarak öne çıkmaktadır.

Sonuç olarak; günümüzde her konuda olduğu gibi insanların öğrenme alışkanlıkları da değişime uğramış ve bunun sonucu olarak kurumsal öğrenme alanında da alışılmışın dışında bazı uygulama ve platformlar hayatımıza girmiştir. Her yenilik gibi sosyal öğrenme platformları da bazı endişeler ile karşılansa da yakın zamanda bu endişeler yerini sosyal öğrenmeden daha fazla faydalanmaya yönelik yöntemlere bırakacak gibi görünüyor.

 

Bu makale; HR Dergi Haziran 2013 sayısında yayınlanmıştır.

20 Nisan 2013 Cumartesi

İnsan bildiğini neden paylaşır ???

Kurumlarda son dönemde popüler olan Sosyal Öğrenme Platformları, kurum içinde çalışanlarının birbirlerinden öğrenmesini destekleyen ve bilenin bilmeyen öğrettiği bir sistem. Peki; insanlar neden bildiklerini paylaşmak, diğer insanlara aktarmak isterler? Hatta bir  "Bir insan neden Blog yazar?"

Hiç düşündünüz mü?

Fazla kendinizi zorlamayın, çünkü bundan tam 70 yıl önce Abraham Maslow İhtiyaçlar Hiyerarşisi Teorisi'nde bu soruya çoktan cevap vermiş. Biz eğitimcilere de sadece okumak ve anlamak kalıyor... Aşağıya kısa bir Wikipedia açıklaması ekliyorum isterseniz internette çok daha detaylı kaynaklar bulabilirsiniz.

Not: Çevrenizdekileri kategorize etmeye çalışmayın, malüm psikoloji konuları çok derine girince bünyeyi bozar. :)


Maslow teorisi, insanların belirli kategorilerdeki ihtiyaçlarını karşılamalarıyla, kendi içlerinde bir hiyerarşi oluşturan daha 'üst ihtiyaçlar'ı tatmin etme arayışına girdiklerini ve bireyin kişilik gelişiminin, o an için baskın olan ihtiyaç kategorisinin niteliği tarafından belirlendiğini sözkonusu etmektedir. Maslow'un kişilik kategorileri kendi aralarında bir dizilim oluştururlar ve her ihtiyaç kategorisine bir kişilik gelişme düzeyi karşılık gelir. Birey, bir kategorideki ihtiyaçları tam olarak gideremeden bir üst düzeydeki ihtiyaç kategorisine, dolayısıyla kişilik gelişme düzeyine geçemez.

Maslow, gereksinimleri şu şekilde kategorize etmektedir:
  • Fizyolojik gereksinimler (nefes, besin, su, cinsellik, uyku, denge, boşaltım)
  • Güvenlik gereksinimi (vücut, iş, kaynak, etik, aile, sağlık, mülkiyet güvenliği)
  • Ait olma, sevgi, sevecenlik gereksinimi (arkadaşlık, aile, cinsel yakınlık)
  • Saygınlık gereksinimi (kendine saygı, güven, başarı, diğerlerinin saygısı, başkalarına saygı)
  • Kendini gerçekleştirme gereksinimi (erdem, yaratıcılık, doğallık, problem çözme, önyargısız olma, gerçeklerin kabulü)
Maslow'a göre birey için o an baskın olan gereksinimler hangi kategoriye ait gereksinimler ise, diğer deyişle günlük etkinlikleri ağırlıklı olarak hangi gereksinimleri doyurmaya yöneliyorsa, kişilik gelişmişlik düzeyi de onun istencinden ya da seçiminden bağımsız olarak bu gereksinim kategorisine karşılık gelen düzeyde bulunacaktır.

Belirli bir kategorideki gereksinimler tam olarak karşılanmadan kişi bir üst düzeydeki kategorinin gereksinimlerini algılamaz, böyle gereksinimleri yoktur. Örnek olarak günlük olarak karnını doyurabilen fakat güvenlik içinde bulunmayan, kendini sürekli olarak olası bir tehdit altında algılayan bir insanın, dünya görüşünü geliştirmek için kitap okumak gibi bir gereksinimi yoktur.
Belirli bir gereksinim kategorisindeki gereksinimlerin karşılanması durumunda kişi, bir üst kategorideki gereksinimleri karşılamaya yönelecektir. Bu durum kişilik gelişme düzeyini de bir üst düzeye sürükleyecektir.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Maslow_teorisi

Bu arada Abraham Maslow; psikolog olmasına rağmen çalışmalarını Bireysellik ve Profesyonellik konuları üzerine yoğunlaştırdığı için eğitimciler tarafından da yakından bilinen bir zatı muhteremdir. Psikoloji'de Humanistlik ekolünün de sembolü olarak bilinir. Sayesinde eğitim ve gelişimde insana değer veren ve insan potansiyelini ortaya çıkarmaya çalışan eğitim teorileri ve modelleri geliştirilmiş, öğreneni boş kutuya benzeten "öğretme" kavramı demode olmuş "öğrenme" kavramı daha sık kullanılır olmuştur.

7 Nisan 2013 Pazar

What happens in Reykjavik, stays in Reykjavik !!!

12-16 Mart 2013 tarihlerinde gerçekleştirdiğimiz İzlanda seyahatimiz ile ilgili proje özelinde bazı bilgilendirmeleri yaptım ama aklımda gidilmesi çok kolay olmayan hatta çoğumuzun da yurtdışı seyahatinde uğrayıp geçemeyeceği İzlanda ile ilgili izlenimlerimizi de paylaşmak istedim.
Öncelikle gidiş maceramız Paris üzerinden Keflavik havaalanına inerek başladı. Keflavik aslında İzlanda’nın başka bir şehri ve başkent Reykjavik’e en yakın hava alanına sahip. Uçaktan indiğinizde kendinizi adaya düşmüş Lost aktörü sanabilirsiniz ama panik yapmayın uçakta da biletleri satılan ya da havaalanındaki bilet ofisinden alacağınız FLYBUS+ biletleri ile başkentteki otelinizin önüne kadar gidebiliyorsunuz ve taksiden çok daha avantajlı oluyor. Tabi otobüsteki kablosuz internet uçaktan yeni inenler için ıssız ada korkusunu biraz olsun yeniyorsunuz.
Yaklaşık 1 saat sonra vardığımız otelimize valizlerimizi bıraktıktan sonra zaten küçük olan şehrin merkezindeki otelden kafamızı çıkarıp bir iki arka sokakta beğenme kriterimiz olmadan beğendiğimiz bir restoranda yemeğe oturduk. Tabi uzun bir seyahat sonrası tek istediğimiz şey yemek yemek ve yatıp uyumak ?
Ertesi gün proje toplantımızın 1. günü olduğu için kalktığımız gibi toplantı adresinin yolunu tuttuk. Tabi şehir o kadar küçük ki gitmeden bir kaç kere baktığım haritasını neredeyse ezberlemişim, yolda giderken kaybolmak üzere olan ve haritadan sokakları arayan Portekizli proje ortağımızı da topladık.
Proje toplantısı ile ilgili çok detay vermeyeceğim çünkü daha önce yaptığımız hazırlık ve öngörülerimizin tamamen gerçekleştiği basit bir toplantı oldu. Tabi bu basitlik daha önce iş yüküne göre 2 gün olarak planlanan toplantının orada 1 güne indirilmesi ile bizi biraz şaşırttı. Önümüzde koca iki gün ve el kadar Reykjavik kaldı.
Öğlen arası geldiğinde ev sahibi tarafından organize edilen bir restoranda yemek yemeye gidildi. Tabi burada Macar ortak Kinga ile aynı masada olmanın avantajı ile diğer iki kişiyi de ikna edip sipariş verdiğimiz 4 farklı yemeği kendi aramızda paylaşarak güzel bir yemek deneyimimiz oldu. Bu konu daha önce de denediğimiz ve benim için yurtdışında özellikle bilmediğim kültürlerin yemeklerini yerken bir alışkanlık haline geldi. Yemeklerimiz 3’ü balık ürünü iken bunlardan en şaşırtıcı olanı balina eti idi.
Nesli tükenen bir hayvanın etini yemek konusunda masada bir dizi tartışma olsa da sonrasında yemeye karar verdik. Tabi bu tartışmalardan sonra bir de az pişmiş olarak gelen balina eti çok damak tadımıza hitap etmese de tadına bakmış olduk. Bu arada restoranın duvarındaki balina türlerini gösteren tabloda bizim yediğimiz balinanın yandaki balinanın kuyruk tarafı olduğunu öğrendik.
Aynı gün akşam Grillmarkaurinn dedikleri ama ne yemeklerinden ne de dumanı içeri tüten mangalından memnun kalmadığımız restoranda akşam yemeği ile proje görevimizi tamamlamış olduk. İşte macera şimdi başlıyor.
Ertesi gün Macar ortakların daveti üzerine öğlenden sonra yapılan Golden Circle adını verdikleri tura katılmaya karar verdik. Tabi ortaklarımız 5 kişi geldikleri için araba kiralamaya karar verdiler ama biz tur firması ile gitmeye karar verdik. Ama gittiğimiz yerlere hep bizden 30 dakika kadar sonra geldiler ? Bu arada tur otobüsü ilk yola çıktığında mikrofonu kafasına takan ve süekli olarak konuşan şoför amca ilk etapta biraz sıkıntı olsa da söylediklerini dinleyince hem güldük hem de İzlanda ile ilgili bir çok şey öğrendik. Mesela; “Tipik bir İzlanda ormanında kaybolduğunuzda tek yapmanız gereken şey; sadece ayağa kalkmaktır.” Bunu söylediğinde tam sağımızda bize göre çalılık bir alanın yanından geçiyorduk. İzlanda’da ağaç denildiğinde akla gelen şey boyları 1 metreyi geçmeyen bu bitki örtüsü.
1.Durağımız: Thingvellir National Park
Burası büyük atlantik yarığının rahatça görülebildiği büyüleyici manzarası olan bir alan. Turistik amaçlı bölgede bir gözlem alanı ve bu alanda konaklamak için bir Cafe bulunuyor. Tabi tur ile geldiğinizde en az mola verilen ve sadece fotoğraf çekip manzarayı seyredebildiğiniz bir alan. Zaten bu mevsimde orada 15 dakikadan fazla beklemek akıl işi değil. Aşağıda bir manzara ve bir de burada dikkatimi çeken bir yarığın fotoğrafını görebilirsiniz.


2.Durağımız: Geysir
Burası adını aşağıdaki videoda gördüğünüz kaynaktan alsa da aslında aktif olarak sıcak su kaynaklarının bulunduğu geotermal bir vadi. Yüzeye çıkan suyun sıcaklığı 80-100 derecelerde. Tabi bizim iç Anadolu ve Ege’de gördüğümüz sıcak su kaynaklarında belirgin farklılıkları var. En basiti otelleri kurup insanları bu suya çimdirmiyorlar ? Bunu yaptıkları Blue Lagoon dedikleri ayrı bir tesis var.


3. Durağımız: Gullfoss
En son durağımız olmasına rağmen bir anda bütün yorgunluğumuzu atıp kendimize geldiğimiz bir durak oldu. Tabi uçurum kenarındaki soğuğunda bunda etkisi var ama patikadan açağı inene kadar yüz felci geçirmemiş olmamıza seviniyorum. Normalde her an fotoğraf çekmek için telefona davranan ben telefonu soğuktan korkarak çıkardım. Aşağıda bizi büyülen bu alanda çektiğim foto ve videoları görebilirsiniz.
  



 Tabi İzlanda’da herşey Avrupa’nın bir çok şehrine göre pahalı. Özellikle yemekler konusunda dikkatli davranmazsanız kişi başı 50 € ödeyip üstüne masadan aç kalkabilirsiniz. Bunu bilinci iletur öncesi marketten yolda yemek amaçlı birşeyler almıştık. Yolculuk esnasında bunlarla beslendik ve aslında ne kadar doğru birşey yaptığımızı gittiğimizde anladık. Yaklaşık 6 saat süren turun yaklaşık 2 saati gezilen yerleri araç dışında geçti. Kalan bölüm aracın içerisinde geçti. Eğer araçtan indiğinizde yemek yemeye çalışırsanız, bu 3 duraktan birisini göremezsiniz.

Akşam dönüşte otelde verdiğimiz 1 saatlik dinlenme molasından sonra akşam yemeği için tekrar sokağa çıktık ve araştırmaya başladık. Ayaklarımız bizi Tapas Barinn isimli bir mekana götürdü. Bu mekana çünkü ertesi gün akşam gene buraya geldik ? Tapasçının en egoist garsonunun (kendisi söyledi) önerisi ile Geleneksel İzlanda Menüsü almaya karar verdik. Tabi bu menü aslında bizim tam da istediğimiz şeydi. Menüde; Puffin kuşu etinden, balina etine, red fish dedikleri balıktan ıstakoza, kuzu edinden salata, aperatifler ve beyaz çikolatalı dondurulmuş meyveli tatlıya kadar bir çok çeşit vardı.






Tabi bu yemeğin üzerine güzel bir uyku ile bir sonraki güne hazırlanmak gerekiyordu. Çünkü ertesi günü Reykjavik’in içerisinde dolaşıp farklı güzelliklerini keşfetmeye ayırmayı çoktan planlamıştık.
Reykjavik’teki son günümüz Cuma idi. Bugünü Reykjavik’in gizli kalmış güzelliklerini ve çevrede gördüğümüz enterasan dükkanlardaki bir çoğu özel tasarım olan ürünleri ürünleri incelemeye ayırdığımız için aslında günümüzü otelimizin çok uzaklarına gitmeden uzunluğu en fazla 500 metre olan bir cadde üzerinde geçirdik diyebilirim. Gördüklerimizin hepsinin fotoğrafını çekemedim ama çok enterasan ürünler çok farlık endüstriyel tasarımlar gördüğümüzü belirtebilim. Tabi fiyatlar çok yüksek olması bizde müze etkisi yarattığı için çok fazla alışveriş yapma şansımız olmadı. Öğleden sonra sürekli dikkatimizi çeken ve 3 kere içerisinde gezdiğimiz kitapçıda (Eymundsson) hem biraz dinlenebilmek hem de biraz vakit geçirmek için 1 saat kadar vakit geçirdik. Evet, kitapçıda birşeyler içerken birşeyler okuyup biraz vakit geçirdik. Çünkü burası aynı zamanda insanların çocukları ile gelip vakit geçirebildikleri, kitap okuyabildikleri ve beğendiklerini satın alabildikleri bir kütüphane. Tabi bizim gibi tursitlere hitap eden kitaplar daha çok İzlanda’yı ve İzlandalı’ları anlatan kitaplar. “The Little Book of the Icelanders” isimli kitaptan aklımda kalan bazı İzlandalı özellikleri aşağıdak gibi:
- İzlandalılardan özür dilemenize gerek yoktur, bu konuya gerçekten hiç önem vermezler ve hiçbir şeyi düzeltmeyeceğine inanırlar..!
- İzlandalılar araç kullanırken sinyal verdiklerinde ya çoktan dönmeye başlamış ya da dönüş işlemini tamamlamışlardır.
- Araç parketmek İzlandalılar için çok zordur, şerit çizgileri vb onlar için bir anlam ifade etmez. (Kitabın facebook sayfasında aşağıdaki fotoyu görünce buna inandım.)

- İzlanda da babasının soy adını taşımayan çocukları görürseniz şaşırmayın! Çünkü genellikle çocuklara bir isim verilir ama soyisim baba adının ya da ikinci adının sonuna erkekler için “-son”, kızlar için de “-dottir” eki getirilerek üretilir. Hatta bazı bölgelerde kız çocuklarına annenin isminden türetilen bazı soy isimleri bile verilebilir.
- İzlanda’da içki içmek, ayağa kalkamayacak kadar alkol alıp sokaklarda yatmak ve taşkınlık yapmak demektir. Sebebi ise; tarihte uygulanan alkol yasağı olarak yorumlanmaktadır. İzlanda’da 1915-1935 yılları arasında ülke içerisinde alkol tüketmek halkın oyları ile tamamen yasaklanmıştır. 1935 yılında bu yasak biraz hafifletilmiş ve %2,25 ve üzeri alkol içeren içkilere uygulanmaya başlamıştır. 1 Mart 1989 tarihinde bu genel yasak kaldırılmış ve sadece belli durumları kapsayacak şekilde düzenlenmiştir ve 1 Mart ülke genelinde “Biraz Günü” olarak her yıl kutlanmaktadır.
- ...
Son günümüzü de bu şekilde dolu dolu geçirdiğimiz Reykjavik’ten Cumartesi sabaha karşı 04:30’da havaalanına gitmek üzere ayrıldık. Tabi Cumartesi gününün ilk saatlerine İzlandalı’lar ayakta girmişlerdi. Otelin kapısına çıktığımızada gündüz vakti insan görmekte zorlandığımız sokakta gece vakti bir sürü insan vardı. Bu da bize gider ayak İzlandalı’ların alkol sevgisini gösterdi.:)

3 Mart 2013 Pazar

İnsan kaynakları Zirvesi 2013

E-öğrenme alanında Türkiye’nin öncü şirketi Enocta, 13-14 Şubat 2013 tarihleri arasında İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda bu yıl 18.si düzenlenen “İnsan kaynakları Zirvesi 2013”e 6 oturum ile katıldı. Özellikle, Enocta’nın sosyal öğrenmeyi destekleyen yeni uygulamalarını içeren Sosyal 2.0 modülünün anlatıldığı, Bilgi Çağı’nın öğrenme yöntemleri, öğrenmede değişen trendler gibi temel konuların ele alındığı oturumlarda, Enocta yöneticileri ve iş ortakları interaktif bir ortamda fikir alışverişinde bulundular.

Enocta yöneticileri ve iş ortaklarının konuşmacı olarak katıldığı toplantıların başlık ve içerikleri şu şekilde:

Öğrenmenin Geleceğine Kısa Bir Yolculuk: Enocta Genel Müdürü Ahmet Hançer, Vodafone Red Academy Yeni Öğrenme Teknolojileri Yöneticisi Gamze Doğan’ın konuşmacı olduğu oturumda; “öğrenmenin geleceği,e-öğrenme ve ötesi tartışıldı.” Oturum 14 Şubat Perşembe Günü gerçekleşti.

Daha Çok Paylaşmak Birlikte Öğrenmek: Enocta Genel Müdürü Ahmet Hançer, Teknosa Eğitim ve Geliştirme Müdürü Arzu Sarıkayalar, Bilim İlaç İnsan Kaynakları Yöneticisi Dilek Mete, Kuveyt Türk Eğitim ve Geliştirme Müdürü İsa Turan’ın konuşmacı olduğu oturumda; “Sosyal Öğrenme”yi kullanan yöneticiler, tecrübe ve deneyimlerini paylaştılar ve sosyal öğrenmenin kurum içerisinde enerjiyi nasıl harekete geçirdiği sorusuna yanıt verdiler. Oturum 13 Şubat Çarşamba Günü gerçekleşti.

Bir Eğitimcinin Sağ Kolu: Enocta Satış ve Pazarlama Direktörü Harun Tiftikçi ve Avea Uzaktan Öğrenme ve Projeler Müdürü Dr. Selçuk Alimdar’ın konuşmacı olduğu oturumda; eğitim yönetim sistemleri konusu ele alındı. Oturum 14 Şubat Perşembe Günü gerçekleşti.

Kurum İçi Eğitim Tasarımı: Enocta Müşteri İlişkileri Yönetimi Müdürü İdil Denizciler Dinç ve Yapı Kredi Bankacılık Akademisi Eğitim Teknolojileri Müdürü Yasin Aydoğan’ın konuşmacı olduğu oturumda; Yapı Kredi Bankacılık Akademisinden Yasin Yılmaz, Yapı Kredi Bankacılık Akademisi’nin; e-öğrenme, webinar, mobil eğitim gibi alternatif eğitim yöntemleri kullanarak ürettiği eğitimlerin tasarım ve uygulama süreçlerini aktardı. Oturum 13 Şubat Çarşamba Günü gerçekleşti.

Daha Çok Gerçeklik! Daha Çabuk Erişim! Her Yerde Erişim!”: Enocta Müşteri İlişkileri Yönetimi Müdürü Okan Cengiz, Enocta Kıdemli Proje Yöneticisi Hatice Şengür’ün, konuşmacı olduğu oturumda; önümüzdeki yıllarda kullanımının daha da yaygınlaşacağı mobil öğrenme konusunda neler yapılabildiğini görme, videoların nerede ve nasıl kullanılabildiğini örnekleri ile deneyimleme imkanı sunuldu.Oturum 13 Şubat Çarşamba Günü gerçekleşti.

Gelişen Teknoloji, Değişen İhtiyaçlar ve Dijital Kütüphane Kavramı: Enocta Müşteri İlişkileri Yöneticisi Hakan Derviş Koçak ve Deniz Akademi Eğitim ve Gelişim Yönetmeni Halil Bedir’in konuşmacı olduğu oturumda; Halil Bedir ve Hakan Derviş Koçak, günümüz iş dünyasında kurum çalışanlarının öğrenme ihtiyaçlarındaki değişiklikleri inceleyecek ve bu ihtiyaçların karşılanması için kurumların çalışanlarına sundukları dijital kütüphane içerikleri hakkında paylaşımda bulundular. Oturum 14 Şubat Perşembe Günü gerçekleşti.

Enocta Genel Müdürü Ahmet Hançer, Enocta oturumlarında 2013 yılında, eğitim ve gelişim dünyasında bizleri bekleyen ve mutlaka takip edilmesi gereken yenilik ve eğilimlerin tartışılacağını belirterek, özellikle İnsan Kaynakları ve eğitim profesyonellerinin Zirve’ye ve oturumlara katılımlarını bekliyoruz” dedi.

18 Şubat 2012 Cumartesi

İstanbul-Paris-Porto-Stuttgart-Koblenz-Lüksemburg-Frankfurt-İstanbul


2011Eylül ayının sonunda Porto’da katılmam gereken bir toplantı ve Lüksemburg’da bulunmam gereken bir etkinlik için yaptığımız seyahat programı bir anda 5 ülke ve 6 şehir gördüğüm toplam 9 günlük bir seyahate dönüştü.
“Education Goes Green” isimli Grundtvig projemizin 28-29 Eylül’de Porto’da gerçekleştirilecek olan ilk toplantısına katılmak üzere yola çıkmışken; 5 Ekim’de Lüksemburg’daki bilgi gününe kadar olan vaktimi önce Stuttgart’ta aile ziyareti sonra da Koblenz Üniversitesi’nde SALT@WORK proje ortakları ile toplantı yaparak doldurmaya çalıştım.
Sonuç mu? Tabi ki uzun, yorucu ama bir o kadar da eğlenceli, gezmeli, görmeli bir seyahat. Dokuz günlük sürede gördüğüm ülke ve şehirleri görmenizi, tattığım lezzetleri tatmanızı isterim ama hepsini bir arada yaptığınızda (zorunda kaldığınızda) sonlara doğru yorgunluk hissetmeye başlıyorsunuz.
Neyse şimdi neler gördük neler yaptık onlara bakalım.
Öncelikle aşağıda iki fotoğraf paylaşıyorum. Soldaki, Paris’in sembolü Eiffel Kulesi. Sağdaki ise babası ile Eiffel kulesini görmeye gelmiş masumane bir kız çocuğu…
 
Aşağıda ise Porto’da bizi çok etkileyen iki manzara ve Kuzey Atlantik Okyanusu kıyısında bir mekanda yediğimiz yemeklerin (sea food) fotoğraflarını görüyorsunuz.



Son olarak Stuttgart denince hiç aklıma dahi gelmeyen ama gördüğümde; "Adamlar bu işi de harika yapmış!" dediğim bir görüntü var. Dağlar taşlar üzüm bağı. Hem de o kadar düzenli ve sistemli bir şekilde dikilmiş ki; bakmaktan gözlerinizi alamıyorsunuz. Tabi Stuttgart'ta ziyaret ettiğim dayı oğlumun evinde yengemin yaptığı yemekleri ve çektiğim ziyafetleri kimse kıskanmasın diye anlatmıyorum. :)

Seyahatimin Lüksemburg ve Koblenz ile ilgili bölümleri daha çok toplantılar ve networking aktiviteleri şeklinde geçtiği için fotoğraf paylaşmıyorum ama Koblenz her ne kadar adı duyulmamış bir şehir olsa da çok güzel ve görülmeye değer bir şehir. Özellikle benim bulunduğum tarihte hazırlıkları devam eden BugaFest 2011 için yapılanlar görülmeye değerdi. Bu araba da bunlardan sadece birisi. :)

2 Haziran 2011 Perşembe

ICT Proposers Day 2011 (Budapeşte)

Avrupa Komisyonu Bilgi Toplumu ve Medya Genel Müdürlüğü tarafından iki yılda bir düzenlenen “ICT Proposers' Day” (Bilgi ve İletişim Teknolojileri için teklif sunanlar günü) etkinliği bu yıl 19-20 Mayıs 2011 tarihleri arasında Budapeşte'de düzenlendi. 7. Çerçeve Programı’nın ICT Call 8 ve ICT Call 9 çağrılarına başvurmak isteyen taraflar için çok elverişli işbirliği ve ortaklık ortamı sunan bu etkinlikte bu yıl farklı çevrelerden 2000’den fazla katılımcı vardı. Katılımcıların hem proje fikirlerini sunabildikleri hem de proje fikri olan diğer katılımcılar ile yüz yüze görüşmeler yapabildikleri etkinlikte aynı zamanda 100’den fazla komisyon görevlisi de proje sahiplerini bilgilendirmek ve yönlendirmek için görev aldı.

Enocta'yı temsilen benim de katıldığım etkinlikte; kendi alanımız (ICT Call 8.1: Technology-enhanced learning) ile ilgili birçok proje sahibi ile görüşme imkanı bulduk. Etkinlikte aynı zamanda Intelligent Tutor Development Tool (InTDeT) isimli kendi projemizi de sunarak, geliştirmek istediğimiz “Akıllı Belletici Geliştirme Aracı” için potansiyel işbirliklerini araştırdık.

İşin "business" tarafını bir kenara bıracak olursak; Budapeşte bana göre Avrupa'nın görülmesi gereken şehirlerinden bir tanesi. Gitme şansınız olursa "Gulaş Çorbası" içmeyi sakın unutmayın. Buda ve Peşte'yi birbirinden ayıran Tuna nehrinin üzerine kurulmuş birbirinden güzel köprülerden geçin ve tabi ki Özgürlük Anıtı'na (Citadel) çıkarak Budapeşte'nin panoramik görüntüsünü mutlaka görün. Bu arada Buda tarafından Peşte'ye doğru bakarken gözünüze çarpan en tatlı bina parlemento binası, tatlı derken abartmıyorum, sanki çikolatadan yapılmış gibi :)

 

24 Ocak 2011 Pazartesi

Yetenek-Bilgi-Beceri

Bu üç kavram herkes tarafından bilinen ama çoğu zaman doğru anlamlarda kullanılamayan kavramlardır. Ama incelediğimizde üç kavram arasından önemli farkla bulunmaktadır. Kısaca bu kavramlar arasındaki farkları yazmaya çalışacağım:
Yetenek kavramı ile başlayalım. Öncelikle yetenek, kişilerin doğuştan sahip oldukları ve sonradan eğitim alarak geliştirilmesi mümkün olmayan özelliklerdir. Örneğin; empati sahibi olmak bir yetenektir. Kendini başkalarının yerine koyarak düşünme yeteneği eğitim alarak geliştirilebilecek bir özellik değildir. Kurumsal bazda düşünmek gerekirse; işe alım departmanları daha çok çalışanların yeteneklerine odaklanırlar. Belirli bir posizyon için görüşülen adaylarda pozisyonun gerektirdiği yeteneklerin olup olmadığının tespit edilmesi, işe alım departmanlarının yoğunlukla ilgili olduğu (olması gereken) işlerdir. Kurumsal şirketler mevcut ve potansiyel çalışanlarını yetenek yönetimi programlarına dahil etmekte ve çalışanlarına uygun kariyer haritaları oluşturmaktadırlar.
Beceriler ise yeteneklerden öğrenilebilir olmaları sebebi ile ayrılırlar. Beceriler genelde işin “nasılıdır”. Örneğin yemek yapmak ya da türev, integral gibi karmaşık matematik problemlerini çözmek, bisiklet, araba sürmek gibi işler beceri gerektirir. Bu beceriye sahip olmayanlara yapılacak işi parçalara bölerek öğretebilirsiniz. Yine kurumsal bazda düşünecek olursak, eğitim departmanlarının hedefi çalışanlarına neyin nasıl yapılacağını öğretmektir. Yapılan eğitim ihtiyaç analizleri ve düzenlelen eğitimler, çalışanların neyi nasıl yapacaklarını öğretmektedir.
Bilgi de aslında İngilizce’de “knowledge” kelimesinini karşılığı. Çevirmek gerekirse insan beyninde işlenmiş bilgiden bahsedebiliriz. Bir okuma materyalindeki bilgi, farklı kişiler tarafından okunduğunda farklı şekillerde yorumlanabilir. Dolayısı ile bilgi dediğimiz kavramda aslında edinilebilir yani öğrenilebilir bir kavramdır. Tabi öğrenilen bilgi ile okunan bilgi arasındaki fark, öğrenilen bilginin insan beyni tarafından yorumlanarak faklı şekillerde ifade edilebilmesidir.


20 Aralık 2010 Pazartesi

QR 'Quick Response' Code

“Yandaki görüntüdeki web adresine gidin!” desem, 
Şaşırır mısınız? yoksa 
"Ben zaten o adresteyim" mi dersiniz?
Bilenler bilir yandaki görüntü bir QR Code görüntüsü. Peki “Nedir bu QR Code dedikleri?” diyorsanız, devamını okuyun.
1994’te bir Japon firması olan Denso-wave tarafından geliştirilen QR Code isimli iki boyutlu barkod teknolojisi son günlerde gittikçe popüler olmaya ve daha sık karşımıza çıkmaya başladı.
QR Code’lar genellikle web sitelerine link vermek, cep telefonlarına sms göndermek, telefon numaralarını göndermek, daha fazla metin gösterebilmek ya da RSS feed’lere başlantı sağlamak için kullanılmaktalar.
Özellikle reklam amaçlı kullanılabilirliği çok yüksek olmasına rağmen kullanıcılara, dinleyicilere ya da müşterilere detaylı bilgi vermek istediğinizde ya da onları web sitelerine yönlendirmek istediğinizde QR Code’lar size yardımcı olabilir.
Tabi, bir QR Code’un okunabilmesi için bir ‘reader’ gerekmektedir. Bir çok cep telefonu üzerine yüklenebilen farklı QR Code Reader programları mevzuttur. Iphone için Apple Store’dan Android işletim sistemine sahip telefonlar için de Android Market yazılımlarını kullanarak (SlideMe vb.) bu programlara ulaşılabileceği gibi diğer modeller için cep telefonu browser’ı üzerinde  www.i-nigma.mob adresine girilerek telefon modeline uygun reader programları yüklmek mümkün. Bu programlar telefonun kamerasını kullandığı için kameralı telefonlar ile bu siteyi ziyaret etmeniz gerekmektedir.
Önümüzdeki günlerde QR Code’ları çok farklı yerlerde görmeye başlayabileceğimiz için şimdiden telefonunuza bir QR Reader programı yüklemenizde fayda var.


1 Aralık 2010 Çarşamba

Ne Programlama Ne Tasarım, Sadece Etkileşim!

İçinde yaşadığımız bilgi çağında herhangi bir konuda bilgi edinmek ne kadar kolay ise aynı şekilde etkileşimli e-öğrenme içerikleri hazırlamak da o derece kolaylaştı. e-learningtemplates.com sitesini incelediğinizde ne dediğimiz anlayacaksınız.

Günümüzde bir çok kurum, çalışanlarınının hizmet içi eğitimlerini planlarken karma öğrenme (blended learning) modelleri kullanmaya ve sınıf içi eğitimlerini online eğitimler ile desteklemeye başladı. Şimdilerde kurumlar hızla kendi e-öğrenme içeriklerini üreterek eğitim maaliyetlerini daha da düşürmeye ve içeriklerini istedikleri gibi tasarlayıp geliştirmeye başladılar.
Kendi içeriklerini geliştiren kurumlarda çoğunlukla Articulate, Wondershare gibi içerik geliştirme araçlarını kullanmakta ve PowerPoint dokümanı şeklinde hazırladıkları içeriklerini e-öğrenme içeriğine dönüştürmekteler. Bu noktada PPT içeriklerindeki etkileşim eksikliğini gidermek anlamında e-learningtemplates.com güzel bir alternatifolabilir.

Sitede farklı konulara uygun şekilde taslak olarak tasarlanmış etkileşimlerin ve oyunların dosyalarını satın alabiliyor ve library içerisindeki farklı objeleri tıklayarak kendi içeriklerinizi etkileşimin içerisine ekleyebiliyorsunuz. Hazırladığınız bu etkileşimleri kullandığınız içerik geliştirme aracına ekleyebilir ve kullanıcılara sunabilirsiniz. Bu arada daha önce böyle bir ihtiyacınız olmadıysa animasyonları (SWF dosyaları) PowerPoint’e eklemek konusunda sıkıntı yaşayabilirsiniz. Buradan konu ile ilgili işlem adımlarına ulaşabilirsiniz.

Tabi ki bu hizmetin bir bedeli var. Tek tek alımlarda fiyatlar pahalı görünse de bundle paketlerde fiyatlar biraz daha avantajlı hale geliyor. Maliyet konusunu bir de kurum tarafından değerlendirmek gerekirse; bu sitede satışa sunulan etkileşim ya da oyunların hiçbirini, özel içerik sağlayısı bir firmaya ürettirebilmek bu kadar ucuza mal olmaz. Ancak burada kurum tarafında harcanması gereken emeğinde maliyete eklenmesi ve o şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir. 

25 Kasım 2010 Perşembe

Bilişim Yıldızları 2010 ödülleri bugün sahiplerini buldu...

Türkiye Bilişim Derneği tarafından düzenlenen Bilişim Yıldızları 2010 E-dönüşüm yarışması ödül töreni bugün Kadir Has Üniversitesi'nde yapıldı. Törene biraz geç katılsam da ödüller verilmeden törene yetişebildim.

E-eğitim kategorisinde birincilik ödülünü Türk Telekom Akademi, ikincilik ödülünü ise Teknosa Akademi kurumsal e-öğrenme portalleri kazandı. Her iki portalinde bir Enocta projesi olması bizim için ayrıca gurur verici bir konu oldu.

E-öğrenme sektörünün gelişmesine ve daha kaliteli ürünlerin ortaya çıkmasına destek olan bu organizasyonların devamını diliyoruz.

21 Kasım 2010 Pazar

Future-Learning 3. Uluslararası Gelecek İçin Öğrenme Alanında Yenilikler Konferansı 2010: e-Öğrenme

Future-Learning 3. Uluslararası Gelecek İçin Öğrenme Alanında Yenilikler Konferansı 2010, İstanbul Kültür Üniversitesinde 10-14 Mayıs 2010 tarihleri arasında düzenlendi.

Bu tarihte askerde olduğum için konferansa katılamadım ancak katılan arkadaşlarımı dinleyip konferans programına baktığımda çok şey kaybettiğimi düşünüyorum.

Bu tarz etkinliklerin takip edilmesi e-öğrenme içerik sağlayıcıları kadar e-öğrenme hizmeti alan kurumlar için de oldukça önemlidir.

3. Ulusal BÖTE Öğrenci Kurultayı'na konuşmacı olarak katıldım

16-17 Mayıs 2009 tarihinde Eskişehir Osmangazi Üniversitesinde düzenlenen 3. Ulusal BÖTE Öğrenci Kurultayı'na çalıştığım firmayı (Enocta) temsilen konuşmacı olarak katıldım.
"E-öğrenme Sektöründe BÖTE Mezunlarına Kariyer Fırsatları" konulu seminerime katılan ve Enocta standına yoğun ilgi gösteren arkadaşlara kendim ve Enocta adına teşekkür ederim.

Her üniversite öğrencisi gibi BÖTE öğrencilerinin de aklını kurcalayan soruların başında "Mezun olduktan sonra ne iş yapacağım?" sorusu vardır. Aslına bakarsanız BÖTE bölümlerinin kuruluş amacı Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı ilk öğretim kurumlarının Bilgisayar Öğretmeni açığını gidermektedir. Ancak bölüm müfredatı ve hazırlanan öğrenci projeleri incelendiğinde BÖTE mezunlarının eğitim, eğitsel tasarım, bilgisayar bilimleri, görsel tasarım ve yazılım gibi çok farklı alanlarda bilgi ve beceri sahibi olabildikleri görülmektedir. Bu noktadan bakıldığında BÖTE öğrencilerinin öğretmenlik haricinde yapabilecekleri çok farklı meslekler ortaya çıkmaktadır.

Seminerde de bahsettiğim gibi BÖTE öğrencilerinin bu bilinçle öğrencilik yılllarını değerlendirmeleri ve hangi alanlarda başarılı olduklarını ve hangi işleri daha keyif alarak yapabileceklerine karar vermeleri gerekmektedir.

BÖTE mezunlarının son dönemde aktif olarak yoğunlaştığı ve kendisini gösterdiği sektörlerden birisi de elektronik öğrenme sektörüdür. Elektronik öğrenme sektörü son dönemde gerek dünyada gerekse ülkemizde çok hızlı gelişmekte olan bir sektördür. Büyük firmaların hemen hemen hepsi eğitim faaliyetleri kapsamında sınıf içi eğitimleri ve uzaktan eğitimleri birlikte değerlendirmektedir. Özellikle son dönemde çoğu firma kurum içerisinde kurduğu küçük ekiplerle kendi e-öğrenme içeriklerini kendileri hazırlayama başlamışlardır. Firmalar bu ekipleri oluştururken verdikleri iş ilanlarına "Tercihen BÖTE mezunu" ifadesini de eklemeye başlamışlardır. Dolayısı ile gelişmekte olan e-öğrenme sektörü BÖTE mezunları için ciddi bir istihdam kapısı olacaktır.

Sonuç olarak; BÖTE mezunlarının mezun olduktan sonra ne iş yapacaklarına kendilerinin karar vermesi gerekmektedir. Değerli BÖTE öğrencisi arkadaşlar; bu kararı verebilmek için bölümde aldığınız deslerde hazırladığınız projeler çok önemlidir. Bu projelerde kendinizi hatta birbirinizi değerlendirin, size uygun ve başarılı olabileceğiniz iş alanını belirlemeye çalışın. İkinci olarak iş hayatına mümkün olduğu kadar erken başlayın. Bunu yapabilmek için yapabildiğiniz kadar staj yapıp işlerin nasıl yapıldığını, iş arkadaşları ile iletişim kurmayı, iş ortamının dinamiklerini öğrenmeye çalışın. Son olarak kendinizi geliştirmek için ilgilendiğiniz alanlar ile ilgili yapabildiğiniz kadar arştırma yapıp edinebildiğiniz kadar bilgi edinin. Çalışacağınız iş ne olursa olsun diplomanızı değil edindiğiniz bilgi ve deneyimleri kullanacağınızı unutmayın.

Hepinize;
Sağlık, mutluluk ve başarılar dilerim.

20 Kasım 2010 Cumartesi

E-öğrenmede Etkileşim

İlk yaygınlaşmaya başladığı yıllarda “Online Eğitim” ya da “Web Tabanlı Öğrenme” gibi farklı isimlerle anılan e-öğrenme o yıllarda online kitaplar oluşturma olarak algılansa da son zamanlarda e-öğrenmeden beklenenler artmıştır. İçeriklerin internette online kitap formatında sunulmasına nazaran e-öğrenmenin en belirgin özelliği içerik sunumunda kullanılan etkileşimlerdir. Eğitsel tasarım uzmanlarını en fazla zorlayan konulardan biri olan içeriğe uygun etkileşimlerin tasarlanması e-öğrenme karşıtları tarafından da en fazla dile getirilen konulardan biridir.

Etkileşim, öğrenenin ilgisini, katılımını ve uğraşını öğrenme sürecine dahil etmek için kullanılan içerik sunum tekniğidir (Nicholson, 2005). e-Öğrenmede etkileşim denildiğinde birçok insanın aklına ileri-geri butonlarına tıklanarak kolaydan zora doğru ilerleyen içeriklerin okunması gelmektedir. Ancak içeriğe uygun tasarlanmış etkileşimler öğreneni bilgisayar karşısında ekranın belirli bölgelerine tıklayan bir kullanıcı profilinden çıkarıp; öğrenme aktivitesinin merkezinde, öğrenme sürecini yönlendirme yetkisine sahip aktif bir kullanıcı haline getirmektedir. Michael Yacci’nin (2000) de dediği gibi etkileşim uzaktan eğitimin başarısını etkileyen kritik bir değişkendir.

e-Öğrenmede etkileşimden beklenenler aşağıdaki gibi sıralanmaktadır: (elearningspace, 2002)
  • Öğrenenin ilgisini konu üzerine toplamak,
  • Toplanan ilginin devamlılığını sağlamak,
  • Bilgiyi aktarmak,
  • Bilginin hatırlanmasını kolaylaştırmak,
  • Bilginin öğrenen üzerinde yansımalarını teşvik etmek.
Beklenti listesinin kabarık olması belki de Eğitsel Tasarım Uzmanları’nın etkileşim tasarlarken neden zorlandıklarını açıklamaya yetecektir. Birçok e-öğrenme uygulamasında karşılaşılan çoktan seçmeli soru, bulmaca, hareketli grafik, sürükle-bırak etkileşimleri, animasyon ve simülasyon formatındaki etkileşimler uygun bir öğrenme ortamında öğrenenin bildiklerini uygulamasına imkân sağladıklarında yukarıda bahsedilen beklentilerin bazılarını yerine getirseler de birçok uzman tarafından konuya uygun çok daha etkili etkileşimlerin geliştirilmesi gerektiği savunulmaktadır. Bu durumda klasikleşen etkileşimler yerine daha etkili ve öğrenen açısından destekleyici etkileşimler tasarlanması öğretimsel etkileşim bileşenlerinin iyi kavranmasına ve tasarlanmasına bağlıdır. Michael Allen (2003), “Guide to e-Learning” isimli kitabında öğretimsel etkileşimlerin bileşenlerini; ortam (context), meydan okuma (challenge), etkinlik (activity) ve geribildirim (feedback) olmak üzere dört başlıkta toplamıştır.

Ortam (Context):
Ortam, öğrenenin tasarlanan durumu zihninde canlandırmasını sağlar ve öğrenen gözünde etkileşime anlam katar. Bir başka deyişle; ortam ne kadar gerçeğe yakın olursa, öğrenenin olayı zihninde canlandırması ve konu üzerinde düşünmeye başlaması o kadar kolay olur.

Meydan Okuma (Challenge):
Meydan okuma, iyi tasarlanmış bir etkileşim ortamı içerisinde öğrenene ne yapması gerektiğine dair uyarılar veren etkileşim bileşenidir. Öğrenenin cevap verdiği sorular, öğreneni düşünmeye zorlamanın en basit örneğidir. Etkileşim ortamında meydan okunan öğrenen, problemi çözmek için bildiklerini ve öğrendiklerini düşünmek ve yorumlamak zorunda kalır. Bu anlamda, “Devam etmek için ‘ileri’ butonuna tıklayın.” şeklindeki ifadeler öğreneni konu üzerinde düşünmek zorunda bırakmadığı için bir etkileşim uyarısı değildir.

Etkinlik (Activity):
Etkinlik, etkileşim ortamında meydan okunan öğrenen tarafından sergilenen fiziksel aktivitelerdir. Etkinlik tasarımında dikkat edilmesi gereken noktalardan birisi, öğrenenin düşündüklerini kolaylıkla ifade edebilecekleri yapıya sahip olmalarıdır. e-Öğrenmede öğrenenin çözmesi gereken probleme karşı ne düşündüğünü ve ne karar verdiğini kolaylıkla ifade etmesine izin vermeyen, bunun yerine öğrenenin bilgisayar becerilerine ve yetkinliklerine endekslenmiş etkinlikler başarısız etkinliklerdir.

Geribildirim (Feedback):
Geribildirim, meydan okunan öğrenen tarafından gerçekleştirilen aktivitenin doğruluk derecesi hakkında öğrenene dönüt veren bileşendir. Öğrenene geribildirim verilmesindeki amaç, sergilediği fiziksel aktivitenin iyi ya da kötü sonuçları hakkında bilgi vermektir. Etkileşim ortamında verilen geribildirimlerde en fazla yapılan yanlışlardan birisi verilen cevapların doğruluk veya yanlışlıkları konusunda varılan yargıyı anında öğrenene bildirmektir. Bu şekilde bir yaklaşım öğrenenin, verdiği cevabın neden doğru ya da neden yanlış olduğu düşünmemesine neden olabileceği gibi öğrenme motivasyonunu da azaltabilmektedir.
Sonuç olarak, e-öğrenme ortamında etkileşimler online soru olmaktan çok daha fazlasını ifade etmektedirler. Öğrenmenin kalıcılığı öğrenenin öğrendiklerini ve bildiklerini uygulamasına bağlı olduğuna göre, e-öğrenme ortamlarında etkileşimler, inkâr edilemez öneme sahiptirler. Etkileşim tasarımında her bir bileşenin itina ile tasarlanması ve öğrenene katkılarının değerlendirilmesi gerekmektedir.

Kaynakça:
  1. Designing Interactive Activities (2005, Ekim)
    1 Temmuz 2007 tarihinde http://iit.bloomu.edu/online/Interactive%20Activities/interactivity.htm adresinden alınmıştır.
  2. Michael Yacci, Interactivity Demystified: A Structural Definition for Distance Education and Intellicent CBT (Ağustos, 2000)
    1 Temmuz 2007 tarihinde http://www.it.rit.edu/~may/interactiv8.pdf adresinden alınmıştır.
  3. Interaction (2002)
    1 Temmuz 2007 tarihinde http://www.elearnspace.org/Articles/Interaction.htm adresinden alınmıştır.
  4. Allen, M. (2003) Guide to e-Learning. New Jersey: John Wiley & Sons, Inc.
Bu makale www.enocta.com adresinde 19.07.2008 tarihinde yayınlanmıştır.

22 Haziran 2007 Cuma

Nedir bu WorkShop dedikleri?

Geçmiş eğitim anlayışında öğrenciler derslerde tahtanın önünde ders anlatan bir eğitmenin söylediklerini dinleyerek ve tahtadaki notları yazarak öğrenmeye çalışırlardı. Ama bu yöntem bugünün öğrencileri için çok cazip gelmemektedir. Bu günün öğrenci profili daha yapıcı ve oluşturmacı bir öğrenme metoduna ihtiyaç duymaktadır.

Workshop olarak adlandırılan öğrenme modeli öğrenenlerin (kurum çalışanları ya da okul öğrencileri) öğrenme aktivitesine daha fazla katılımını amaçlamaktadır. Not almanın ön planda olduğu klasik öğrenme yönteminin sahip olmadığı kadar gerek öğrenen ile öğretmen gerek öğrenen ile içerik ve gerekse öğrenen ile denktaşlar arasında çok daha fazla etkileşim sağlanmaktadır. Etkileşim; tartışma ve fikir alışverişleri şeklinde olabileceği gibi bir uygulama için gerekli olan araç ve gereçleri içeren bir eğitim ortamında belirli bir konu ile ilgili bilgi, beceri ve prensiplerin uygulanması şeklinde de olabilmektedir.

Bu yeni öğretim tekniği sayesinde öğreticiler ve öğrenenler önce kendi daha sonra diğerlerinin gelişimlerine katkıda bulunma ve birbirlerini anlama imkanı bulmaktadırlar.

Kaynak: http://www.tqnyc.org/NYC052376/whatisworkshop_new.html
Resim: http://www.antiquemaps.co.uk/graphics/workshop.jpg

17 Ekim 2006 Salı

360 Derece Performans Değerlendirme

Bugün çeşitli çaplardaki organizasyonlar tarafında uygulanmakta olan en yaygın başarı değerlendirme yöntemi 360 Derece Performans Değerlendirme yöntemidir. 360 derece değerlendirme sistemi, performans değerlendirme metodolojisi içinde sistemi çok yönlü olarak sürekli bir anlayışla sorgulamayı ve çalışanların performansı hakkındaki bilgiyi çalışan ile farklı ilişkilere sahip çok değişik kaynaklardan toplamayı amaçlamaktadır.
Sadece yukarıdan aşağıya bir değerlendirme sistemi, organizasyon etkinliği ve verimlilik problemlerimizi hiçbir zaman çözmeyecektir. Hatta buna ilave edilecek aşağıdan yukarıya değerlendirme sistemi de gerçekçi bir katma değer sağlamayacaktır.
360 Derece Değerlendirme, organizasyonun bütün fonksiyonlarının ahenkli bir şekilde çalışmasının teminatı, hem organizasyona hem de çalışanlara geri besleme vermesi açısından yönetsel yapısının en önemli bilgi kaynağıdır. Organizasyonda insanı küstürmeden ondan daha etkin faydalanmanın yolu etkili bir performans yönetim sisteminin kurulmasına bağlıdır. Bu yöntem, uygun şekilde kullanıldığı takdirde, çok olumlu sonuçlar alınabilmektedir. Ancak, uygulamada yapılan hatalar, bu yöntemin organizasyona zarar vermesine de neden olabilir.
360 Derece Performans Değerlendirme, çalışanın yaptığı işe yönelik performansının sadece amir bakış açısından değil, iş yerindeki bütün kaynaklar dikkate alınarak değerlendirilmesi olarak kısaca tanımlanabilir. Amir pozisyonundaki yönetici yine geri besleme verecektir ama aynı işi yapan arkadaşları, kendisi ve astları da değerlendirmeye dahil olacaklardır. Bu kapsamda, ?360 Derece Performans Değerlendirme? yönteminin geleneksel yöntemlerden ayrıldığı nokta, çalışanların performansı hakkındaki bilgiyi çalışan ile farklı ilişkilere sahip çok değişik kaynaklardan toplamaktır.

360 Derece Performans Değerlendirme sürecinde,
  • Değerlendirici girdileri anonimdir(amirler, emsaller,astlar,kendisi ve müşteriler)
  • Sıralı amirlere özel geri-beslemeler verir,
  • Sistemi yönlendiren komuta zincirinin dışındadır,
  • Geri-besleme süreci, performans iyileştirilmesi ve güçlendirilmesi için faaliyet planları geliştirilmesine yardımcı olur.
360 Derece Performans Değerlendirme? çalışana ve organizasyona sağlayacağı faydalar;
  • Çok sayıda değerlendiriciye imkan vermek suretiyle bir kişinin sübjektif değerlendirmesini engeller,
  • Çalışanların yaptıkları işi çevresindekiler tarafından nasıl algılandığını görmesini sağlar,
  • Geri-besleme sağlayarak, çalışanların sistem içindeki yerlerini onlara gösterir,
  • Amirler çalışanların kabiliyetleri ve yetenekleri konusunda daha geniş bilgi sahibi olurlar,
  • İşe göre çalışan yerine, çalışana göre iş yaratılmasına hizmet eder.
  • Organizasyon içindeki liderin ortama uymasını ve kendini geliştirmesini kolaylaştırır,
  • Organizasyonun liderden ne beklediğini ortaya koyar.


Kaynak: http://www.motivasyoncu.com/article_view.php?aid=1518